SON DAKİKA

16 MART

Bu haber 20 Mart 2020 - 0:36 'de eklendi ve kez görüntülendi.

16 MART

    Köşe yazıma başlarken hep güzel şeyler yazmak istedim, ama güzellikler çirkinlikler, talihsizlikler birbirini kovaladı.

     12 Mart Milli Marşımız olan İstiklal Marşımızın kabülünün yıl dönümü. 12 Mart 1921, yer Türkiye Büyük Millet Meclisi kurtuluş savaşımızın Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, komutasında top yekün milletimizle verilirken, yine aynı Meclis, Bağımsızlık ve Hürriyetimizin sembolü bayrağımızın göndere çekilişinde sineleri çatlatırcasına heyecanla ayakta selam durarak okunacak İstiklâl Marşımızın kabulünü aynı duygu ve düşüncelerle kabul etmiştir.

      İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’u ve bunu kabul eden başta Mustafa Kemal Paşa ve Gazi Meclise şükranlarımı arz ediyorum. Allah hepsinden razı olsun.

      Mustafa Kemal Paşa İstanbul Hükümeti Temsilcisi Salih Paşa ile görüşmesiyle yeni bir mesafe alınmış mebusan meclisinin toplanmasına karar verilmiş. Anadolu’dan İstanbul’a Mebusan Meclisine katılacak mebuslara Misak-ı Milli kararlarını ısrarla savunmalarını istemiştir. Nihayet mebusan meclisi işgal kuvvetlerinin kol gezdiği İstanbul’da toplanmış bütün baskılara rağmen Misak-ı Milli kararları kabul edilmiştir. Böyle bir kararı beklemeyen işgal güçleri 16 Mart 1920 Meclisi basarak, mebusları ya sürgün etmiş ya tutuklamış. Bu olay Osmanlı tarihinin sonunu da beraberinde getirmiştir. Çünkü Anadolu’da “ Ya İstiklal, Ya ölüm” parolasıyla yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ve Türk milleti ( silah arkadaşları) vardı.

    Mustafa Kemal Paşa milli mücadeleyi yönetecek Büyük Millet Meclisi’nin toplanması kararını almış. 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi toplanmış, milletin iradesi ve ülke yönetimini eline alarak, kurtuluş savaşının kazanılmasıyla yine millet iradesine dayalı Cumhuriyeti kabul etmiştir.

      Mart ayı dedik ya güzellikler, çirkinlikler  hepsi bir arada. Mart 1915’te  I. Dünya savaşı bütün şiddetiyle devam ederken itilaf devletlerinin donanmaları, Çanakkale boğazını geçerek İstanbul’a ulaşmak ve müttefikleri Rusya’ya yardımcı olmak istiyorlardı. Ancak Türk Ordusu kararlıydı ve “ÇANAKKALE GEÇİLMEYECEKTİ.” 18 Mart 1915’te düşman gemileri Çanakkale boğazının azgın sularına gömüldü. Ancak bu sefer de karaya asker çıkardılar ama Mustafa Kemal ve askerlerinin cephede olduğunu hesap edemediler. Sonuç; İngiliz, Fransız ve Anzak kuvvetleri Gelibolu yarımadasından çıkmak zorunda kalmıştır.  Çanakkale zaferi üç beş kelime ile anlatılacak bir zafer değil, ciltler dolusu kitaplar yazılsa da yetmez. Çünkü bu savaş Hilal’in haçla, imanın küfürle, yokluğun varlıkla, hakkın haksızlıkla mücadelesidir.

     Mart ayında gerçekleşen olayların bir kısmını vermeye çalıştım. Şimdi Mart 2020 dünyayı kasıp kavuran bir virüs adı: Korona. Bu Allah’ın bir uyarısı mı yoksa bir biyolojik savaştı da ellerinde mi patladı? Bunu uzmanlar televizyonda uzun uzun anlatıyorlar. Ama ben bunun başka boyutunu ele alacağım.

     Virüs önce Çin’de doğdu. Çin her türlü hayvanı iştahla yiyen ( maymun, köpek, yarasa, böcek, domuz vs.) hijyene, temizliğe çok dikkat etmeyen, kalabalık, aynı zamanda zalim bir toplumdur. Uygur Türklerine yaptıkları zulüm karşılıksız kalmayacaktı. Allah zalimin zulmünü başına çevirir, dilerse helak eder.

     Ne oldu? Ekonomisi çöktü, insanlar öldü ve hastalıkla (virüsle) pençeleşiyorlar. Dünya ile ilişkileri kesildi, kendi derdine düştü ve daha ne olacak belli değil.

     Oradan Avrupa’ya, Amerika’ya ve bütün kıtalara yayıldı. Ben güçlüyüm istersem zulüm yaparım diyen küresel güçler birbirlerini tecrit ettiler. Can derdine düştüler. Virüs; zengin-fakir, güçlü-güçsüz, genç-ihtiyar ayırmıyor canını istediğinin canına yapışıyor. Görünmez bir düşman istediği kapıdan giriyor.

      16 Mart 2020 Türkiye’de ilk vaka görüldü. Bize dış ülkelerden geldi. Gerekli tedbirler önceden alındı. Vatandaşlar uyarıldı, Sağlık Bakanı süreci iyi yönetti. Takdir ediyorum. Vatandaşlarımız devletimizin aldığı tedbirlere titizlikle uydu. Müslüman temiz olur, emre itaat eder, kararları uygular, aynen de öyle oldu ama yine de sonucu kestiremiyoruz.

      Bu nasıl virüstür ki insandan gayrısına bulaşmıyor, insandan gayrı canlıyı öldürmüyor. Bu noktada oturup kendimizi hesaba çekmeliyiz. Şöyle ki; Allah’ın emirlerinden, yasaklarından çıktık. Hırsızlık, rüşvet, zina, gasp, dolandırıcılık, ihanet aldı başını gidiyor. Anaya-Babaya itaatsizlik, aile geçimsizlikleri, boşanmalar, kadın cinayetleri, hayvanlara işkence, adam öldürme, komşu ve kardeş kavgası…

Daha ne kadar dinimiz ve töremizce yasaklanan kötülükler varsa yaşar olduk. İyiyi, güzeli, yardımlaşmayı, sevgiyi, saygıyı, samimiyeti, kanaati, paylaşmayı, aile olmayı, komşuluğu unuttuk. Allah’ın emirlerini bıraktık. Yapın dediklerini yapmadık, haram kıldığını, yapmayın dediklerini ise yapar olduk.

     SONUÇ: Görülmeyen bir düşman gönderildi, onunla nasıl başedeceğimizin mücadelesini veriyoruz, sonucu da bilmiyoruz. Evlerimize kapandık. Çoluk çocuk aynı çatı altında birbirinden uzak duruyor. İlk defa camilerimizin kapısına kilit astık. İlk defa 1500 yıldır ziyaretçisi 24 saat tavaf edeni eksik olmayan Kabe ziyaretçisiz kaldı. Kabe’de namaz kılınamıyor. Lütfen oturup herkes kendi kendini hesaba çeksin. Nerede yanlış yaptım? Ama herkes baştan sona kadar baksın. Bununla beraber tedbirlere de harfiyen uyalım.

    “Allahım Kuran’da azmış kavimleri nasıl cezalandırdığını bildiriyorsun. Bizleri azıp saptırmış ve helak ettiğin toplumlardan eyleme. Bizi doğru yola, hidayete erdirdiklerinin yoluna ilet. Özümüze, sözümüze dönmeyi nasip et. Camilerimizin  ve Kabe’nin yeniden cemaatle buluşmasını  nasip et. Tez zamanda bu ve bunun gibi virüslerden memleketimizi, islam alemini ve tüm insanlığı koru. AMİN!

Köşe Yazarı: Abdullah KAPLAN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.