SON DAKİKA

İÇİŞLERİ BAKANI SOYLU; AİLE İÇİ ŞİDDETE KARŞI ELEKTRONİK KELEPÇE İZLEME MERKEZLERİ KURULACAK

ASAYİŞEĞİTİMGenelGÜNDEMPOLİS GÜNDEMPOLİS GÜNDEMİPOLİSİN SESİ

SALGIN TEDBİRLERİ İLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER

ASAYİŞEKONOMİGenelGÜNDEMPOLİS GÜNDEMPOLİS GÜNDEMİSAĞLIKSİYASETSONDAKİKA

AYASOFYA’DA İLK CUMA

Bu haber 24 Temmuz 2020 - 9:36 'de eklendi ve kez görüntülendi.

        Kurtuluş Şavaşı’nın ilk günlerinde alınan şu karar ne kadar önemli: “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür.” Evet, vatan bir bütündür; her bir parçası her taşı her eseri bu vatanın sahibi olan Türk milletinindir ve dilediği gibi kullanma hakkına sahiptir.

         Nasıl ki her devlet sınırları içerisinde bulunan anıt, kilise, havra, cami gibi yapıların her birini nasıl kullanacağı kararını kendisi veriyorsa hatta dini mabetlere istediği gibi şekil veriyorsa, bu bizim de hakkımız olmalı.

         İstanbul’un fatihi Fatih Sultan Mehmed Han fethin hemen ertesi günü irade buyurarak mülkünün (İstanbul’un) en büyük kilisesini camiye tahvil etmiş ve fetih şükranesi olarak ilk Cuma namazı kılınmıştır. Bu tarihten sonra da cami olarak kullanılmaya devam edilmiştir.

         Ayasofya’da il Cuma namazını Fatih kıldırmıştır. Rivayete göre namaz kıldırmak için mihraba geçtiğinde niyet edip ilk tekbiri aldığında başlayamaz. İkinci tekbiri alır ve yine namaza başlayamaz, üçüncü tekbiri aldığında namaza başlar. Namaz tamamlanınca “Hünkârım bu ne hâldir, neden ilk iki tekbirde değil de üçüncü tekbirde namaza başladınız?” diye sual edildiğinde Fatih Sultan Mehmed Han şu cevabi verir: “Tekbir alıp namaza başladığımda Kâbe’yi görmek muradımdı. Ancak üçüncü tekbirde Kâbe’yi karşımda görebildim ve böylece huşu içinde namazı kıldırdım.” Bu olayın üzerine cemaat bunun sebebini Fatih’in hocası Akşemseddin’e sorar. Akşemseddin der ki: “Fatih tekbirleri alırken Kâbe’yi göremedi. Bu sırada Hızır(a.s) camiye girer caminin terler direğine parmağını sokarak Ayasofya’nın yönünü kıbleye çevirir ve namaza durur.”  İşte Fatih’in üçüncü tekbiri bu ana rastlar. Böylece manevi atmosfer içerisinde huşu ile kılınan bu namazla Ayasofya’da namaz kılınmaya başlar ve Ayasofya 24 Kasım 1924’e kadar cami olarak devam eder.

         Fatih’ten itibaren diğer padişah ve devlet adamları Ayasofya Camii’ne çeşitli eklemeler: payandalar, minare, mihrap, minber, medrese, sebil, süslemeler, çiniler, levhalar yaparak Türk-İslam kültür merkezi hâline getirmişlerdir.

         Türkiye sınırları içerisinde onlarca kilise, havra ve çeşitli tarihi eserler var. Asırlardır bu eserler korunmuş dinî hoşgörü içerisinde gayrimüslimlerin buralarda rahatlıkla ibadet yapmalarına ve ziyaret etmelerine izin verilmiş hatta devlet eliyle buraların ayakta kalması için gerekli tadilat ve tamiratı yapılmıştır. Mesela Akdamar Kilisesi’nin milyonlarca lira harcanarak restorasyonu ve düzenlemesi yapıldığı gibi Ermenilerin burada ayin yaparak hizmete açılması sağlanmıştır.

         Bu hizmet ve hoşgörünün karşılığı nedir biliyor musunuz? Ermenistan’da Türk-İslam mimarisinin en güzel örneklerinden AKDAM CAMİİ’nin bugünkü hâli yürekler acısıdır. Cami bütün heybetiyle ayakta ama ezansız, mahzun, perişan bir hâldedir. Ermeniler intikam alırcasına camiyi hayvanlara ahır yapıp bir de sosyal medyada yayınlıyorlar. Biz ise onların kiliselerinin mimari özelliklerini koruyup, bakımını üstlenip ibadet yapmalarını hazır hâle getiriyoruz.

         Çeşitli ülke sınırları içerisinde bulunan Türk-İslam mimari eserleri (cami, medrese, imarethane, çeşme, han, hamam vb.) yakıp yıkıp yok ettiler veya kiliseye çevirdiler. Bugün Balkan ülkelerinde irili ufaklı yüzlerce cami ve değerli eserlerimiz aynı akıbete uğramıştır.

         İspanya, Endülüs ve Beni Ahmer Devleti’nden kalan en büyük camileri kilise yapmış, kalanları da yok etmiştir. Avrupalı yapınca kimsenin sesi çıkmıyor. “Kendi devletlerinin sınırları içerisinde olduğundan kendi mülkleridir, istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir.” diyen zihniyet 1453’te İstanbul’un fethiyle cami olarak hizmet veren Ayasofya 481 yıl sonra 1934’te bakanlar kurulu kararıyla o günün şartlarında içerisindeki Türk-İslam kültürünü yansıtan eserleriyle müzeye dönüştürülmüş, 86 yıl sonra tekrar cami olarak ibadete açılıp ezanımuhammedi ve cemaatiyle buluşmasından neden rahatsız olur anlamak mümkün değil.

         Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti kararını vermiş, gönlündeki Ayasofya Camii’ni tekrar ibadete açmıştır. Ayasofya Türk’tür, Türk’ündür, Türk milletinin tapulu mülküdür. İstediği gibi de tasarruf hakkına sahiptir. Hiçbir devlet, hiçbir millet, hiçbir aykırı görüş buna mani olamayacaktır. İşte minarelerinden İstiklâl ve İstikbalimizin şahidi ezan sesleri semaya yükselirken Türk milleti huşu ve huzur içinde Ayasofya Camii’nde secdeye kapanarak Rabbine şükrünü eda ediyor.

         Artık mahzun olma Ayasofya. Ezanla, namazla, bayramla, Cuma ile, cemaatle tekrar buluştu. Şükürler olsun. Gözün aydın Ayasofya, gözün aydın Türk milleti…

KÖŞE YAZARI: Abdullah KAPLAN

24.07.2020

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.