SON DAKİKA

POLİS İNTİHARLARI

Bu haber 18 Mart 2021 - 12:13 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Geçtiğimiz günlerde 28 yaşındaki bir Koruma Polisi mektup yazarak intihar etti. Mektubundaki özellikle şu satırlar yüreğimi dağladı: “ Personelini aşağılamak, tehdit etmek, meslekten etmek, küçük düşürmek, yalancı konumuna koymak en iyi yaptığınız iş olsa gerek. Her insanın bir gururu vardır ve ben o lafları kaldıramadım. Keşke yukarıda yazdıklarım yerine biraz da personele iyi davranıp hal hatır sormayı, onları anlamayı deneseydiniz.”
Hayatının baharında gencecik bir polis memuru ve ardından gelen acı son…


Son dönemlerde artış gösteren polis intiharları bu hususu ciddi anlamda gündeme taşımaya itiyor.
İş hayatında bu denli mutsuzluk doğal olarak “ETKİLİ İLETİŞİM” in önemi bir kez daha açığa çıkıyor. Hayatın her evresinde büyük öneme sahip etkili iletişim, elbette iş hayatındaki önemi de kaçınılmaz. Çünkü iş ortamında bireyler en uzun zamanlarını çalışma arkadaşlarıyla, iş ortamında geçirir. Dolayısıyla bulundukları çalışma ortamı çok önemli. Bir söz, kişinin o gününü ya mahveder ya da harika geçmesini sağlar. Belki bir tebessüm bütün gün huzur içinde çalışmasını sağlar. Kimin ne yaşadığını bilemeyiz fakat her zaman ANLAYIŞ dolu bir yürek ve minicik bir samimi tebessüm gayet tabi sergileyebiliriz.


Başarılı bir lider olmak demek, aslında çalışanlarını gerektiği zaman takdir etmekten ÇEKİNMEMEK demektir. İyi bir iş başardıkları zamanlarda onları kutladığınızda, çalışanlarınız emeklerinin karşılıksız kalmadığını ve sizin onların çabalarını gördüğünüzü fark eder. Yani işlerine ve kuruma karşı daha fazla bağlılık, motive bir şekilde çalışmaya devam ederler.


İş hayatında başarıyı yakalamak için MOTİVASYON olmazsa olmaz. Bu motivasyonu sağlama konusunda en büyük görevlerden biri de hiç kuşkusuz yöneticilere düşüyor.
Sadece personelinize değil güzel yürek tutumu çevrenizde etkileşim içinde olduğunuz herkes için gereklidir.
Kendimden örnek verecek olursam, bir gün İçişleri Bakanlığında bir görev esnasında program başlamadan önce Sayın Bakanımız Süleyman Soylu, kendi yemeğini yemeden önce biz basın mensuplarına dönerek: “Arkadaşlar, siz yemeğinizi yediniz mi?” diye sordu. “Yedik Bakanım” dedikten sonra gönül rahatlığıyla yemeğini yedi. Kendisinden önce bizi basın mensuplarını düşündü. Aç olarak çalışmamıza gönlü razı gelmedi. İşte o sözü biz basın mensuplarını inanılmaz motive etti. Üstelik biz onun personeli değilken bile bu denli motive olduk. Baktığınızda bir Bakan, mecbur mu sormaya yemek yediniz mi? diye ama o konumuyla değil, insanlığıyla duruş sergiledi. Bize sorduğu için ne eksildi onda? Tam aksine gönlümüzde yer edindi. Bakın hâlâ aklımda kalmış ve üşenmeden sizinle paylaştım…
Üst düzey yöneticilerimiz!
Personelinize güzel bir söz söylediğinizde incileriniz dökülmez, korkmayın…!
Siz belki farkında olmadan o an bir insanın hayatına dokunarak, büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Ben size gidin personelinizle KANKA olun demiyorum. Elbette ast-üst ilişkisi olmalı herkes yerini biliyordur zaten merak etmeyin fakat küçük bir tebessüm, motive edici bir söz sizi küçültmez, aşağılara çekmez, aksine gönüllerde taht kurmanızı sağlar.
O zaman kendimize şeffafça şu soruları sormakta yarar var diye düşünüyorum;
Ben üst düzey bir yönetici, amir, daire başkanı, milletvekili, komiser, müdür vb. olarak personelime karşı nasıl bir örnek teşkil ediyorum? Çalışma şartlarım ne kadar zor olursa olsun ailemden ve hayta eşimden bile daha çok vakit geçirdiğim çalışma arkadaşlarıma nasıl bir tutumla yaklaşıyorum? Ben de bir zamanlar hangi aşamadaydım? Şimdi bu mevki ve makama sahip olarak geçmişimi ne çabuk unuttum, unutmalı mıyım?
Personelimi bugün hiç motive edici bir şey söyledim mi veya ufak bir tebessüm gösterdim mi? Bunu yaparken içimden gelerek mi yaptım yoksa sahte bir gülümseme miydi?
Polis alımlarında nelere dikkat edilmeli?
Bir aday polis olurken gerçekten bu mesleğe gönül verdiği için mi yoksa atanamadığı veya işsiz kalmamak, sadece bir meslek sahibi olmak için mi polis oluyor?
Devletin yetkisi dâhilinde olan cazibeli bir meslek dalı olduğu için mi polis oluyor yoksa?
Hangi heves ve duygular içerisinde polis olmak istiyor?
Polis olurken hangi aşamalardan geçiliyor?
Sınav, boy, pos, beden mi daha önemli, yoksa gerçekten bu mesleği canı gönülden yapmak için her anlamda ve özellikle psikolojik olarak buna hazır olmak mı?
Önceleri yaklaşık 8 yıllık eğitimin ardından polis olurken, şimdi hızlandırılmış 4 aylık polis eğitimleri polis olma psikolojisine hazırlamak ve bu mesleği yapmak için yeterli kıvamda mı?
Bu soruları çoğaltabilirim belki ama ben de haddimi bilip susmalıyım!

YÖNETİCİLER!

Bence hayatınızın temel felsefesi, temasta bulunduğunuz insanlarla saygı çerçevesinde onları tebessüm ettirmek olsun.
Sert bakmak, bağırmak, çağırmak, aşağılamak, korku salmak, hakaret etmek veya tehditkâr konuşmalar sergilemek veya elinizdeki imkânları sadece egonuzu veya aşağılık komplekslerinizi tatmin etmek için kullanmak yöneticilik değildir.
PERSONEL!
Sizler de güzel motivasyonları kendi çıkarlarınıza dönüştürmeyin ve yöneticilerin iyi niyetlerini asla su istimal etmeyin.
Bence, herkes durduğu yeri iyi bilmeli. Önce insan olduğunu unutmamalı.

KÖŞE YAZISI: SÜMER TAŞKIRAN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.